Yeni Nesil Bir Dışa Vurum Biçimi: Linç

Takip ve merak etme dürtüsü ne oluyor da bir yargılama mekanizmasına dönüşüyor? Başkalarının hayatlarını izlemek niye duygularımızı etkiliyor? Bu yazıda; temelinde pek de hoş olmayan psikolojik sebeplerin yattığı, günümüz sosyal mecralarında belki de çok ciddi olarak görmediğimiz ama büyük problemlerden biri olan o olayı, yani linç kültürünü birlikte inceliyoruz.

Ecrin Tekeli

3/29/20263 min read

Yeni Nesil Bir Dışa Vurum Biçimi: Linç

Başkalarının hayatlarını izlemek niye duygularımızı etkiliyor? Sadece bize gösterilen kadarıyla tanıdığımız bu kişi veya kişiler niye bizde bu denli merak uyandırıyor? Neden bir anda kendimizi hiç tanımadığımız birinin paylaşacağı içeriği heyecanla beklerken buluyoruz? Üstelik sadece merak etmekle kalmıyoruz bir de izleyip eleştiri, daha kaba tabirle linçleme, hakkını kendimizde buluyoruz. Hâlbuki biz bu insanları neredeyse hiç tanımıyoruz, sadece sosyal mecralardan gördüğümüz ve onların bize müsaade ettiği kadar tanıyabildiğimiz bu kişiler, ne oluyor da günümüzün duygu akışını değiştirecek kadar bizi etkiliyor?

Takip ve merak etme insani bir dürtüdür ama bu merak bir yargılama mekanizmasına dönüştüğünde ruhsal sağlığımızı da beraberinde etkiler. Bence insan doğası gereği kendine “Diğerleri nasıl yaşıyor?” sorusunu birçok kez sormuştur. Bu soru pek de sağlıklı bir soru sayılmaz aslında. Çünkü temelinde kendimizi birileriyle iyi veya kötü anlamda kıyaslama güdüsü yatıyor. Bu iyi yönden bir kıyaslama olursa çok da bir problem yok çünkü o içeriklerde karşımızdaki kişi mutluysa seviniyoruz, acısı varsa biz de onunla üzülüyoruz aslında bir yerde karşımızdaki kişiyle empati kuruyoruz. Ama eğer ki bu kıyaslama kötü anlamdaysa işte o zaman işler rayından çıkıyor, empati yok oluyor ve linç dediğimiz olay başlıyor. Linç eden kişinin kendini kıyasladığı insan, zamanında yapmak isteyip yapamadığı ya da cesaret edemediği bir şeyi linç ettiği kişinin yaptığını gördüğünde; hatta bazen sadece günlük bir konuda fikir ayrılığı yaşadığında bile yetersizlik, kıskançlık ya da başka duygularla bu kişiyi linç etmeye başlayabiliyor. Aslında problem ne karşıdaki kişi ne de içerik, problem tam olarak linçleyen kişinin kendiyle olan iç savaşı. O çirkin sözleri yazarken bir yerde ya kendiyle savaşıyor ya da kendi iç sesini bastırıp karşısındaki kişinin hayatının da kendi hayatı gibi olmasını istiyor. Üstelik bir de bu linçleri yazarken kendine yüzlerce tanımadığı yoldaş bulduysa daha da doğru bir şey yapıyorlarmış gibi yazmaya başlıyorlar ve ortaya gerçek hayatla yüzleşmekten daha “zevkli” bir tablo olan siber zorbalık çıkıyor. Ama unutulan ince bir çizgi var; eleştiri ve nefret arasındaki o sınır aşıldığında savunmaya çalıştığımız değerlerden çok, bizi insan yapan o empati yeteneğimizi ve merhametimizi kaybediyoruz.

Hep kötü kıyaslamayı konuştuk, peki iyi kıyaslama nereye kadar sorunsuz? Bence iyi kıyaslama, bizi olduğumuzdan başka birine dönüştürmeye sevk ettiğinde bir sorun hâline geliyor. Kendimden örnek verecek olursam; birinin günlük ev veya meslek hayatındaki alışkanlıklarını yapışını izlemem ya da kırsal bölgede yaşayan o yabancı kadının günlük hayatındaki işlerini yaparken ona konuk oluşum bana bir yerde huzur veriyor ve rahatlatıyor. Ama bu tarz videoları izleyen başka kişiler bir süre sonra huzur duygusunu, “Benim niye böyle bir hayatım yok?” diyerek başta küçük değişikliklerle aramaya başlayıp sonrasında tüm hayatını o insanların yaşamını kopyalarcasına yaşamaya çalışmak; depresif ruh hâllerine bürünmeye, hatta belki de benlik kaybına sebep olabilir. Başlangıçta duygusal bir boşalım, yani güvenli bir katarsis alanı olarak başlayan bu süreç, sonrasında linç kültürüne evrilmiş oluyor ve kişi bile bunu çok sonradan fark edebiliyor ya da edemiyor.

Ecrin TEKELİ

Bu yazı boyunca linç kültürünün nasıl ve neden başladığını, aslında problemin linçlenen kişi veya içerikten ziyade linçleyen kişinin kendiyle verdiği mücadele olduğunu konuştuk. Umarım en kısa sürede bu sosyal mecralardaki linç kültürünün eleştiri olarak kaldığı, kişilerin kendiyle barışabildiği, ekranların ardındakinin de bir insan olduğunu unutmadığımız ve nezaketin yeniden dilimize yerleştiği günlere kavuşuruz…