Tanıdık Bir Kahramanın Hikayesi

Pharmacos Blog’un sevgili okuyucuları nasılsınız? Birlikte geçen güzel günlerimizin özlemine daha fazla dayanamayıp birlikte yazdığımız bu hikâyeye yepyeni bir sayfa açmak ister misiniz? Bu sefer hikayemizin kahramanı olmaya var mısınız?

Şevval Kaçan

4/22/20262 min read

Tanıdık Bir Kahramanın Hikayesi

Pharmacos Blog’un sevgili okuyucuları nasılsınız? Birlikte geçirdiğimiz güz dönemimizin ardından sizlere bu kadar çabuk veda etmek içime sinmedi. Öyle çok yol katettik ki sizinle, her yazıyla hayatın farklı noktalarına dokunma fırsatı bulduk. İnsan olmaya en temelinden baktığımız bu süreçte kendime ve sizlere de sorduğum nedenlerle dolu onca soruyla benliğimizi, seçimlerimizi anlamlandırmaya ve sorgulamaya başladık. Her yazının sonu yeni bir yazının başlangıcına işaret ederken şunu fark ettim ki onca soru arasından asıl sormam gereken soru şuydu: bu hikâyenin kahramanı olan ben bütün bunları neden yaptım? Bazı düşüncelerimizi ve hayallerimizi ardımızda bırakmamızı; seçimlerimizde ne kadar istesek de tam özgürlüğe sahip olamayacağımızı kabullenmemizi konuştuk, hepimiz kendi hikayesine bakarak neden böyle olduğunu sorduk. Cevabını içinde barındıran bu sorunun basit bir cevabı var aslında: Hepimiz kendi hikayelerimizin kahramanı olmak istedik.

Başkalarının hikayelerinde bana düşen rolü yerine getirirsem hikâyelerine de ait olurum sanmıştım. Eğer hiçbir yere ait olmayı beceremezsem bana ne olacaktı? Onca söyleyecek sözüm vardı benim, gerçekleştireceklerim vardı umutlarım vardı yok olup giderdim yoksa yoksa ben napardım? Yani bir zamanlar ben öyle sanmıştım. Zaman geçtikçe ait olmak için çırpındığım hayatın beni oturduğum kalabalık masalardan yalnızlığın daimî eşlikçim olduğu yemek saatlerine, yıllarca emek harcayıp didindiğim günlerin anlamsızlığına, her santimini bildiğim ve içinde büyüdüğüm evimden şimdi bir misafir olarak görülüp yeri geldiğinde oturma odasındaki o eski koltukta yattığım gecelere döndüreceğini bilemezdim ama bilseydim eğer yine de bu kadar uğraşır mıydım? Zaman geriye aksa ve eskinin tanıdık figüranına dönüşsem herkesin benden beklediği gibi rolümü oynayıp yine aynı masada içimden gelmese de ailenin huzuru için susan olmaya, onca emek verip yaptıklarımın başkalarının hiç yorulmadan kazanmasını izlemeye, tüm fedakarlıklarıma rağmen yine de daha fazlasını yapmam gerektiğinin söylenmesine razı gelir miydim? Sizlere dediğim gibi bu sorunun cevabı da en başında saklı çünkü kahramanımız ne kadar uğraşsa da hikâyenin başlangıcı değişmez yani bizim kahramanız da her kahraman gibi gün sonunda her şeyiyle kabul edileceğine inandığı evine dönmek ister. Oysa ev nedir ki?

Şimdi kalksam ben evime, aidiyetime gidiyorum desem nereye gitmem gerekiyordu ki? Ruhum tıpkı bir zamanlar ait olduğu ağaçtan koparılıp nereye gittiğini bilmediği rüzgârla sürüklenen yaprak gibi oradan oraya savrulurken bildiğim tek bir şey varsa o da ne bir zamanlar dalında olduğum ağaca ne de beni sürükleyen bu rüzgâra hatta en sonunda varacağım yere bile ait olmadığımdır. Çünkü biliyorum ki herkese deva kendine dert olan ruhuma bu cihanda yer yok.

Maya Perest- Yok Bana Bu Cihanda

Şevval KAÇAN