Seçimlerimiz Özgürlük mü, Kabulleniş mi?

Bir dönemin daha sonuna geldiğimizde birlikte çıktığımız bu yolda ne kadar çok yol katettiğimizi fark ettim. Basit gibi gözüken ama derin anlamlarda saklı sorularla benliğimizi keşfettik, eskiye olan özlemimizi birlikte yâd ettik. Şimdiyse hayatımızı her yönüyle yöneten seçimlerimizin ne kadar bize ait olduğunu ve seçimlerimizin bizim özgürlüğümüz mü yoksa tutsaklığımız mı olduğunu anlamak için cesaretiniz var mı?

Şevval KAÇAN

1/29/20263 min read

Seçimlerimiz Özgürlük mü, Kabulleniş mi?

Bir dönemi daha kapatıyoruz, her güzel şeyin sonu olduğu gibi bunun da sonuna geldik. Bizi biz yapan benliğimizin oluşumunu, eskiye olan özlemimizi konuştuk. Bu süreç boyunca yeri geldi kendimize kızdık, yeri geldi kendimize sarıldık, en çok da anlaşılmak isteyip de görülmeyen kendimize başka bir gözle baktık. Şimdiyse sizlere başka bir soru sormak istiyorum, baktığımız pencereyi daha da genişletmeye ve yeni bir adım atmaya cesaretiniz var mı?

Hayatımız boyunca sayısız seçim yaparız: ne giyeceğimizi ne okuyacağımızı, kimlerle arkadaş olacağımızı, hangi yönde ilerleyeceğimizi ve nasıl bir insan olacağımızı... Önemsiz gibi görünen seçimlerimiz bile bizim öngöremeyeceğimiz sonuçlara neden olabilir çünkü seçimlerimiz hayat çizgimizi, topluma bağlanan köklerimizi ve hedefimize giden rotamızı belirler yani hayatta seçimlerimiz kadar varız. Seçim yapmak hayatımız için bu kadar önemliyken sizce yaptığımız seçimlerin bize ait olduğunu düşünebilir miyiz? Gerçekten seçimlerimizi biz mi yapıyoruz yoksa seçtiğimizi mi sanıyoruz? Kendi adıma cevap vermek gerekirse seçimlerim sırasında arkamda beliren bir silüetin bana büyüdüğüm çevrenin inanışları, ailemin beklentileri ve toplumdaki konumu, içinde bulunduğum kültürel yapı ve hatta kabul göreceğini bildiğim güvenli sınırlar içinde yer alan başarılı insan tanımına uygun hedeflerim adına kulağımafısıldadığını farkına vardım. Eskiden bunun olması gereken olduğunu düşünürdüm çünkü ben, bizden beklenen hayatı yaşamaya şartlanmış olduğumuzu kabullenmiştim. Toplumun oluşturduğu baskıyı eleştirsem de aynısını belki de daha acımasız bir şekilde kendime yaparak ilerledim. Tüm bunlar birleşerek bana bir seçenekler kümesi sundu ve ben, ‘o zaman böyle gerekiyordu, yapılması lazımdı ve bana yakışan buydu’ gibi türlü türlü bahanelerin arkasına saklanıp, aralarında o an için en uygun olanı seçip bana aitmiş gibi hissettirilmesine inandım. Platon’un mağara alegorisi gibi mağaranın içindeyken tutsaklığımın farkında değildim hatta mutluydum ve bahanelerimin arkasına saklanıyordum ama gerçekler mağaranın dışındaki güneş ışığı gibi tutsaklığımı yüzüme yansıtıyordu. Topluma ve geleneklerine bu kadar bağlı bir çevrede yaşarken kendi tutsaklığımızdan çıkıp tam özgürlüğe kavuşmak mümkün mü sizce? Ne yazık ki hiçbirimiz bütünüyle oluşturulan koşullardan bağımsız olamayız. Ailemiz; yalnızca tanıdıklarımız değil, aynı zamanda atalarımız ve onların bize aktardıkları, yaşadığımız çevreyle başlayarak içinde bulunduğumuz dünya ve hatta sahip olduğumuz bedenimiz bile bizi etkiler. Böyle söyleyince hiç özgür değilmişiz ve olamayacakmışız gibi geliyor biliyorum ama özgürlük mutlak ya da tamamıyla olmak zorunda mı bazen yeterince özgür olmak yetmez mi? İnşa edeceğimiz özgürlüğümüz, belki de seçeneklerle savaşmak yerine onların önümüze neden ve nasıl geldiğinin aslında bu seçeneklerin bize ait olmadığını fark etme dürüstlüğünü göstermek ve tüm mağaraya gerçeği haykırma cesareti değil midir?

Bir yazının daha sonunda sizlere ne sorduğumuz sorular için tatmin edici cevaplar verebildim ne de soruların sayısını azaltabildim. Hepimizin kendi içinde monotonlaşmış ve günü geçirmeye odaklandığı bu zamanda; kimimizin halının altına süpürdüğü, kimimizin kavgasının hiç bitmediği, kimimizin de varlığını saklamaya çalıştığı karanlık tarafıyla yüzleştik, onu aydınlatmaya çalıştık. Umarım bu yolculuk sizin kendi ışığınızı kabullenerek çıkacağınız mağaranızda sizlere bir meşale olur. Kendinize iyi bakmanız dileğiyle.

Şevval KAÇAN