Lao Tzu ve Taoizm
“Direnç göstermeyen şey, en sert maddelerin bile üstesinden gelir. Direnç göstermeyen, hiç boşluk bulunmayan yere bile girer. Dünyada pek az kimse sözsüz öğretiyi ve eylemsizliğin (wu wei) kudretini anlayabilir.”

“Direnç göstermeyen şey, en sert maddelerin bile üstesinden gelir. Direnç göstermeyen, hiç boşluk bulunmayan yere bile girer. Dünyada pek az kimse sözsüz öğretiyi ve eylemsizliğin (wu wei) kudretini anlayabilir.”
Bu yazımda antik dönemlerden gelen ancak öğütlerinin bugünün insanına bile yol gösterebilecek bir düşünce sisteminden biraz bahsedeceğim: Taoizm
Taoizm, Çin’de doğmuş felsefi (Daojia) ve dinî (Daojiao) bir öğretidir. Fakat bu ikisi birbirinden farklıdır. Felsefi öğretide daha çok maneviyat ön planda olup dinî Taoizm’de ise ritüeller, tanrılar ön plandadır. Felsefi Taoizm’de ölüm doğal bir döngü olarak görülürken dinî öğretide ölümsüzlük arayışı ve bunun üzerine çalışmalar görülür.
İsmini kısaca “Yol” anlamına gelen “Tao”dan almıştır. Lao Tzu adındaki düşünür, Taoizm’i felsefi bir ekol haline getirerek sistemleştirmiştir. Çin sözlü geleneğine göre Lao Tzu (Yaşlı Bilge), MÖ 6. yy.da doğmuştur ancak gerçekten yaşayıp yaşamadığı belli değildir.
Lao Tzu'nun en önemli eseri olan Tao Te Ching (Yol ve Erdem Kitabı) Taoizm’in esasıdır. Lao Tzu, Tao ve Te kavramlarıyla insan ilişkileri, devlet yönetimi, doğa, ahlak, metafizik gibi birçok konuya yön vermeye, anlatmaya çalışmıştır.
Devlet yönetiminde, önce halkın erdemli olması gerektiğini yani Tao’yu takip etmesi gerektiğini ve yasakların bulunduğu bir yerde suçluların daima var olacağını savunur. Bu düşüncesiyle Konfüçyus’un yasalara uymayı vurgulayan felsefesi ile tam bir zıtlık içindedir.
Lao Tzu ve Taoizm






Öğretinin esasını kapsayan Tao, "yoldan" çok daha fazlasıdır. Tao evrendeki bütün varlıkların yasasıdır. İlk madde O’dur. Her şeyi yaratan şey O’dur. Suretsiz bir sureti vardır. Lao Tzu, “Tao” kelimesinin Tao’yu anlatamayacağını ancak bir isim verme zorunluluğundan dolayı bu ismi verdiğini kitabında şu dizelerle belirtmiştir:
“Yol (tao) olarak tayin edilmiş yol nihai yol değildir. İsim olarak tayin edilmiş isim nihai isim değildir.
İsimsiz ki, o her şeyin başlangıcıdır. İsimli ki, o her şeyin anasıdır.
İşte böylece her zaman Arzulardan arın, esrarengizi gör;
Arzulara bürün, arzu uyandıranı gör.”
Te (erdem, fazilet, kemal) ise Tao'nun insandaki tezahürüdür. Tao'yu takip eder. Ona göre hareket eder. Bana göre Tao, Tanrı kavramına benzer ancak bu tanrı günümüz insanının Tanrı anlayışından farklı olmakla birlikte hırçın fakat güzel olan doğanın ruhunu sembolize eder. Te ise bu hırçın güzele uyum sağlamayı başarmış, onunla dans edebilen, adeta su gibi akmayı başaran insanı tasvir eder. Tao’yu tanıyarak Te’ye ulaşılır ve tersi de geçerlidir.
Tao veya doğa düzeni sürekli bir değişim ve dönüşüm halindedir. Tao’nun etkileri bir tür enerji ya da Çinlilerin ‘chi’ dedikleri yaşam gücü olarak görünür. Tao, Chi’yi “hiçlikten” meydana getirir sonrasında “Yin ve Yang” olarak bir olan ikiye bölünür. ( Bu dualitenin birbirinden ne kadar farkı olsa da“bir”i oluşturduğu unutulmamalıdır.)Bu ikilik zıt kutupları ifade eder. Fakat bu ikilik Batılı anlamda bir dualite değildir. Batı’daki metaforlara bakıldığında ışık karanlıkla, iyilik kötülükle sürekli bir savaş, bir düşmanlık halindedir. Aralarında net bir ayrım vardır.
Bu unsurlardan birinin var olabilmesi için diğerinin yok olması gerekmektedir. Oysa Yin-Yang’da durum çok daha farklıdır. İyi ve kötünün ötesindedir. Varoluşu simgeler. Biri olmadan diğeri mevcudiyetini koruyamaz ve bu zıtlık sürekli birbiri içinde bir dönüşüm halindedir. Gündüz geceyi, gece gündüzü doğurur. İnsanın içinde de Yin ve Yang vardır, der bu öğreti. Yin ve Yang arasındaki denge kaybolursa biri diğerine baskın olursa fiziksel hastalıklar veya zihinsel sorunlar vuku bulur. Bu yüzden ikisi arasındaki dengeyi sağlam tutmayı öğrenmek önemlidir. Tao düşüncesine göre evrenin kopyası olan insan, evreni anladıkça kendinî anlayacaktır.
Taoizm’in esası “Wu Wei”dir. Eylemsizlik veya çabasız eylem olarak tercüme edilebilir. Hayatta hiçbir şeyi zorlamamak anlamına gelir. Doğa, kendi haline brakılırsa bir zorlama olmazsa dengesini en iyi şekilde bulur düşüncesidir. Ancak bu tembellik, edilgenlik veya hareketsizlik olarak algılanmamalıdır. Bu evrenle uyumlu bir akış halinde olmaktır. Buna örnek olarak şu pasajı ekliyorum:
“İşte böylece, ermiş kişi:
Eyleme geçmeden iş bitirir, Söz söylemeden öğreti üretir.
Hamlesini yapar, ama sonuca bel bağlamaz.
İşleri tamamlar, ama üzerlerinde durmaz.
Ve üzerlerinde durmadığı için de,
Hiçbir iş yolundan çıkmaz.”
Böylece bize suya benzememiz gerektiğini hatırlatır. Çünkü o tasasız şekilde akmayı bilen, nerde sert nerde yumuşak olmasını bilen değerli bir semboldür.
Esenlikle kalın…
