Endikasyon: Aşk | İlaç: Aranıyor
Asırlarca sanatın tüm dallarına meze olan, her sohbetin içinde kendine yer bulunan, kalplerin bir köşesine kazınan o konu: aşk. Hemen her şeyin bir çözümü olduğu gibi aşkın da bir tedavisi, ilacı olabilir mi? Biraz hayattan biraz bilimden örneklerle bu ilacı birlikte arıyoruz.
BLOGLAR

Endikasyon: Aşk | İlaç: Aranıyor
Hemen hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde âşık olmuşuzdur. Bir kısmımız buna bataklık derken bir kısmımız peri masalı olarak görürüz. Bazı aşklar hiç dile getirilmeden sessizce yaşanır gider bazıları uzun ilişkilere dönüşür bazıları ise tatsız bir hayat dersinden ve kalp kırıklığından fazlası olmaz. Hikâyenin; başı, sonu, karakterleri ne kadar farklı olursa olsun değişmeyen bir şey var: Hepimiz beynimizin kimyasal oyunlarına yeniliriz.
Peki, bu kimyasal oyunun bilimsel açıklaması nedir? Daha önemlisi aşkın bir tedavisi, ilacı olabilir mi?
Sorularımızı cevaplamak için öncelikle aşkın nasıl oluştuğunu anlamamız gerek. Yıllarca bilinenin aksine aşk olgusu kalple değil beyinle ilgilidir. Beyindeki başlıca kimyasallar ve hormonlar bu duygunun oluşmasını sağlayıp tüm sistemi kurarken kalbin görevi bu değişimlere ayak uydurmak ve sevginin toplumsal simgesi olmaktır. Bu sebeple odağımızı kalbe değil, beyne ve orada yaşanan kimyasal değişimlere çevireceğiz.


Âşık olmamızda bir zincir hâlinde rol oynayan kimyasallar, hormonlar ve nörotransmitterler tek tek sayamayacağımız kadar fazla sayıda. Şanslıyız ki oluşan bu kimyasal kokteylde öne çıkan üç ana karakter var: dopamin, serotonin ve oksitosin. İlki olan dopamin, beyindeki haz sistemini aktive eder ve dolaylı yoldan beyindeki ventral tegmental alandan (VTA) salgılanır. Sevdiğiniz kişiyi gördüğünüzde, onunla konuştuğunuzda VTA aktive olur. Bu sayede sanki eşi benzeri görülmemiş bir ödül kazanmışsınızcasına dopamin salgılanmaya başlar. Dopaminin vücuttaki varlığı; heyecan ve enerjiyle dolu hissetmenize destek olur. Beyin, tek bir uyaran sayesinde bu kadar büyük pikler gördüğünde tekrarını istediği bir döngüye girmeye başlar. Bazen bizi o kişiye bağımlı olmuşuz gibi bile hissettirebilir.
İkinci ana karakterimizin rolü biraz şaşırtıcı. Aşkın erken dönemlerinde, normalde vücuda sakinlik veren serotoninin salgısının azaldığı görülüyor. Yeni âşık olan bir insanda bu seviye, obsesif kompulsif bozukluk yaşayan bireylerde gözlemlenebilen düzeye benzerlik gösteren bir noktaya düşebiliyor. Bu da o kişinin aklınızdan çıkmamasına ve sürekli onu düşünmenize sebep olabilir. İyi haber, takıntılı değilsiniz. Sadece biraz âşık oldunuz.
Diğerlerinden farklı olarak zamanla gelişen iki hormonumuz var: oksitosin ve vazopressin. Genellikle aynı kişiyi severek uzun bir süre geçirdikten sonra dopamin ve serotoninin etkisi ilk haftalara kıyasla azalır. Bu süreçte oksitosin ve vazopressinin rolü daha belirgin hâle gelir. Fiziksel temasta bulundukça ve zaman geçirdikçe salgılanmaları artış gösterebilir. Kişiyi aşkından öleceğini düşündüren o hisler; güvene, sadakate dönüşmeye başlar.
Özetle ve yalnızca bilimsel açıdan âşık olma sürecinin temeli; beyindeki birkaç bölgenin, kimyasalın ve hormonun dağınık hareketlerinde gizlidir diyebiliriz. Tabii ki bir duygunun oluşması için bunlar yeterli değil; insanlar gibi hisler de psikolojik, sosyolojik ve biyolojik süreçlerin kombinasyonundan oluşuyor.


Ne kadar ilk zamanlarda bize tatlı aşk şarkıları dinletip günümüzü güzelleştiren bir duygu olsa da aşk her zaman toz pembe olmayabiliyor. Nasıl âşık olma sürecinde vücudumuzda onlarca değişim oluyorsa ayrılıkta veya acıda da sistem hata veriyor ve normalinden uzaklaşıyor. Reddedilme durumlarında veya genel olarak duyduğumuz duygusal acılarda; beyinde uyarılan bölge, fiziksel acı çekerken uyarılan bölgeyle örtüşüyor. Sanki kalbiniz gerçekten parçalara ayrılmış gibi hissediyorsanız delirdiğinizden endişe duymayın çünkü bu tamamen gerçek.
Böyle anlarda istediğimiz tek şey o kişiyi unutarak bu duygudan kurtulmak oluyor. Tam da bu durumlar için eczacıların aklına bir soru geliyor: Aşkın bir ilacı var mı veya bulunabilir mi?
Tahmin edeceğiniz üzere anlık olarak böyle bir ilaç bulunmuyor. Ayrılık acısını dindirecek ve âşık olduğunuz kişiyi bırakmanızı sağlayacak bir kapsül henüz piyasaya sürülmedi. Bunun sebebi de aşkı yok etmenin onun bilimsel oluşumunu anlatmak kadar kolay olmamasından geçiyor. Bahsettiğimiz ve onlarla birlikte çalışan birçok kimyasal, vücudumuzda sadece âşık olduğumuzda var olmuyor. Hayatımızın her alanında ve her saniyesinde farklı seviyelerde de olsa salgılanıyor ve bize etki ediyorlar. Dolayısıyla en ufak değişiklikleri tüm günümüzü ve ruh hâlimizi değiştirebiliyor.
Eğer birine âşık olmayı bırakmak istiyorsak o kişinin bizdeki değişimlerini engellememiz gerekiyor. Bu da yükselen veya düşen değerlerin hepsini tek tek eski hâline döndürmek demek oluyor. Fakat aşkı bitirmek için bu değişiklikleri dengelemeye çalışırsak büyük bir kayaya toslarız. Çünkü en büyük hedeflerimizden biri olan dopamini aşırı düşürmek, kişinin enerjisini ve motivasyonunu kaybetmesine sebep olabilir. Aynı zamanda oksitosin miktarını azaltmak, kişinin hayatındaki diğer insanlara karşı hislerinin ve davranışlarının istenmeyen şekilde değişmesine yol açabilir. Hepsi birleşince de “emotional blunting” dediğimiz duygusal küntlük meydana gelebilir.


Sonuç olarak olası yan etkileri bu kadar ağır olan bir ilaç üretmemiz şimdilik mümkün görünmüyor. Sadece birine âşık olmayı bırakmak için hayattan aldığımız tüm zevkten vazgeçmek pek akıl kârı bir durum değil. Tabii ki bilim her zaman yeniliğe ve gelişmeye açık. Bir gün bir bilim insanı çıkıp bizi âşık eden bambaşka ve diğerlerinden bağımsız bir kimyasal keşfederse tüm işler değişebilir. Belki sadece ona etki eden bir ilaç bulunması çok daha mümkün hâle gelir.
Yine de o gün gelene kadar duygularımızla baş başayız. Bu kötü bir haber değil, tam tersine. Bu ilaç bulunana kadar olan yolda duygularımızla yaşamayı ve daha iyi baş etmeyi öğrenebiliriz. Ve umuyoruz ki bu yolculuk, ilacını aramayacağınız kadar güzel aşklarla devam eder.


Şevval Su GÖL
Ayrıca bazı çalışmalarda âşık olmanın erken dönemlerinde prefrontal korteksin daha az çalışmaya başladığına dair bulgular görülüyor. Karar verme ve mantıklı düşünmemizde rol oynayan bu bölgenin az çalışmasının bizi dürtüselliğe sürükleyebileceği düşünülüyor. “Aşk insanı aptallaştırır.” kalıbının kaynağı da geri dönüp baktığımızda aptalca bulduğumuz bu kararlar olabilir. Tabii ki prefrontal korteksimiz hep bu şekilde kalmaz, stabil ilişkilerde eski seviyesinde çalışmaya yatkındır.
Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğrenci Dergisi
© 2026. All rights reserved.
Sosyal Medyada Biz!
İletişim
huefpharmacos@gmail.com
Pharmacos Dergisi