Eczacının Sessiz Meslektaşı

Günümüz eczacılık dünyasında artık yalnızca insan zekâsı yok, sessiz bir güç de var: Ne konuşuyor ne tartışıyor ama her karar anında ağırlığını hissettiriyor. Bu görünmez meslektaş, veriyi sadece önümüze koymakla kalmıyor; farkında olmadan düşüncelerimizi ve seçimlerimizi şekillendiriyor. Peki onun bu sessiz rehberliği bizim yerimize karar mı veriyor yoksa bize yeni bir bakış açısı mı kazandırıyor?

Elif Nil TOPKAYA

3/22/20264 min read

Eczane tezgâhının arkasında artık görünmeyen bir meslektaş var. Konuşmuyor, önlük giymiyor ama hesaplıyor. Yapay zekâ, benim için bir teknoloji başlığından çok eczacının karar anında kenarda duran sessiz bir zihin gibi. Veriyi önümüze koyuyor, olasılıkları fısıldıyor ama son sözü söylemiyor. Belki de onu güçlü yapan tam olarak bu; kararın hemen yanı başında durması. Bir eczacılık öğrencisi olarak görüyorum ki algoritmalar bize cevap değil ihtimal ve perspektif sunuyor. Çünkü eczacılığın özü yalnızca bilgi değil yorumlamak, sezmek ve insanı anlamaktır. Yapay zekâ “Ne olabilir?” sorusunu ortaya koyar ama “Ne olmalı?” sorusunun cevabı hala bizlerde. Bu ayrım sandığımızdan daha kritik bir yerde; “Olabilir.” ihtimalleri gösterirken “Olmalı.” ise sorumluluk gerektirir ve sorumluluk biz eczacıların omuzlarındadır.

Eczacının Sessiz Meslektaşı

Bugünkü sektörü incelersek yapay zekâ; reçete doğrulamasından stok yönetimine, hasta güvenliğini artıran otomasyonlardan klinik karar desteğine kadar pek çok alanda destekleyici bir güç olarak kullanılıyor ve eczacının etkinliğini artırıyor.

Peki eczacının etkinliğini gerçekten artıyor mu? Yoksa biz mi öyle olmasını istediğimiz için bu fikri benimsiyoruz? Biraz da gerçeklerden bahsedelim.

COVID-19 pandemisi sırasında Şanghay'da bulunan 3A sınıfı özel bir hastanede yapay zekâ tabanlı bir internet hastane eczanesi hizmeti başlatılmıştır. Reçete kuralları geliştirilmiş ve yapay zekâ kullanılarak reçetelerin incelenmesi için internet hastane sistemine entegre edilmiştir. Bu sistem sayesinde reçeteler önce yapay zekâ tarafından otomatik olarak incelenmiş ardından eczacılar tarafından tekrar incelenip çift kontrol edilerek ilaçların güvenli şekilde dağıtılması sağlanmıştır. Böylece ilacın güvenilirliği artırılmış ve eczacı yükü hafifletilmiştir.

Yani kimsenin yerimizi aldığını ya da alabileceğini düşünmemeliyiz bu yüzden mesele “Yerimizi alır mı?” sorusu olmamalı. Asıl dikkat etmemiz gereken bu teknolojiyi yanımıza nasıl konumlandıracağımızdır. Yapay zekâyı eczacılığın sonu olarak değil eczacının kendini yeniden keşfetmesi için tutulan bir ayna olarak görmeliyiz.

O aynaya baktığımızda ise asıl soru şu: Biz o yansımada yapay zekânın karşısında duran bir izleyiciyi mi göreceğiz yoksa onunla birlikte düşünebilen bir eczacıyı mı?

Bu yüzden aynı verilere bakan iki eczacı farklı kararlar verebilir çünkü her hasta bir kişi, her reçete bir hikâyedir. Aynı etkileşim uyarısı, iki farklı yaşam koşulunda iki farklı sonuç taşıyabilir. Aynı doz önerisi, iki farklı hasta için iki farklı risk barındırabilir. İşte buradan anlamamız gereken şu ki: Klinik değerlendirme, sadece sistemin verdiği sayılara bakmak değildir; hastanın hayatı o sayıların arkasında görünmeyen taraftır. Bazen danışma sırasında hastanın söylediği tek bir detay bile sistemin önerdiği seçenekleri yeniden düşünmemize neden olabiliyor. Hızlı düşünen, yorulmayan ve asla unutmayan bu sistemler karşısında eczacının en büyük gücü, sahip olduğu bilgi değil gerektiğinde durup düşünme cesaretidir. Çünkü hız, her zaman doğruluğun garantisi değildir. Bazen bir veriyi kullanmamayı seçmek, bazen algoritmanın önerdiği yolu sorgulamak, bazen yalnızca karşımızdaki hastanın gözlerine bakarak karar vermek… Bu küçük gibi görünen anlar aslında mesleğin kalbini oluşturur. Yapay zekâ bu anları tabii ki de yaşayamaz çünkü bu anlar hesapla kurulmaz, gönülle kurulur. Ve aslında tam da bu anlarda eczacılığın sadece bir meslek olmadığını, sorumluluk taşıyan ve insanlara dokundukça anlam kazanan bir meslek olduğunu hissederiz.

Bir diğer yapılan çalışmada ise Çin'de Anhui eyaletindeki bir ilçede bulunan birinci basamak sağlık kurumlarında, AIAPRS (Yapay Zekâ Destekli İlaç Reçeteleme Sistemi) kullanılmış olmasıdır. Bu sistemin sağladığı kolaylıklar arasında; doktorların yazdığı reçeteleri otomatik olarak incelemek, reçetelerdeki hataları risk seviyelerine göre sınıflandırmak, hatalı reçeteleri doktorlara bildirerek düzeltilmesini sağlamak ve özellikle de uygunsuz ilaç yazımını azaltmak gibi önemli sonuçlar bulunuyor. Bu çalışma ile her ne kadar yapay zekâ, eczacının yerini almış gibi gözükse bile aslında çalışmanın sonuçlarında eczacı eksikliğini azaltma ve ilaç güvenliğini artırma potansiyeli için kanıtların yetersizliği ele alınmıştır. Bulgular, AlAPRS'nin mantıksız reçeteleri azalttığını ve ilaç tasarrufunu sağladığını gösterse de gözlem süresi kısadır, hekimlerin sisteme bağımlılığı ve eczacı gözetimi olmaması durumunda gizli riskleri artırabilirliği ortaya koymuştur.

Elif Nil TOPKAYA