Besin Takviyeleri: Besin Kalitesindeki Düşüş ve Ultra İşlenmiş Gıdalar

Besin takviyelerinin artan kullanımı, bunların gerçekten birer ihtiyaç mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Bu yazıda, takviyelerin beslenmemizdeki rolünü anlamak için artan ultra işlenmiş gıda tüketimi ve modern tarım uygulamalarının besinlerin kalitesini nasıl düşürdüğüne odaklanıyoruz.

Burakhan Ekici

4/29/20264 min read

Besin Takviyeleri: Besin Kalitesindeki Düşüş ve Ultra İşlenmiş Gıdalar

Besin takviyeleri son zamanlarda çok fazla popüler olmaya başladı. Sosyal medyanın da bu durumda rolü büyük tabii ki. Dikkatimi çeken bir nokta ise insanların bu takviyeler hakkında kafalarının karışık olması. Kimisi sırf ilaçlara benzemelerinden kaynaklı korkuyor kimisi de çok büyük beklentilerle bunları kullanıyor. Bu iki bakış açısı da aslında yanlış, sonuçta bunlar birer takviye ve ihtiyacınız olup olmadığını sizin belirlemeniz gerekiyor. Peki bunlara neden ihtiyacınız olsun ki?

Bilindiği üzere günlük olarak yediklerimiz ile almamız gereken esansiyel besinler bulunmakta. Peki bu yediklerimiz gerçekten bu ihtiyaçlarımızı karşılamaya yetiyor mu? Bunu anlamak için öncelikle tükettiğimiz bu gıdaların kalitesini değerlendirmemiz lazım. Mesela elma, portakal, mango, muz gibi ticari açıdan verimli meyveler ve domates, patates gibi sebzeler son 50-70 yıl içerisinde besin yoğunluklarını %25-50 oranında kaybettiler. Besleyiciliğini kaybeden gıdalar sadece bunlarla sınırlı kalmıyor. Toprak mahsulü sayılan birçok gıdada da benzer bir tablo görüyoruz. Gelin bu düşüşün altında yatan sebeplere bir yakından bakalım.

Besin Yoğunluğundaki Değişim

Modern Tarım Uygulamaları ve Besin Kalitesi

Günümüz tarım uygulamalarında verimi artıran ama beraberinde kaliteyi düşüren birçok uygulama tercih edilmektedir. Gelişmiş bitki genetiği araçları ve tarımsal üretim sistemlerinin yoğunlaştırılması ile yüksek verimli varyetelerin yetiştirilmesi, besin kalitesi düşüşü ile ilişkilendirilmektedir. Benzer şekilde tarımda kullanılan böcek ilaçları, mantar ilaçları, yapay gübreler gibi birçok kimyasal hem bitkiye hem de topraktaki mikrobiyal faaliyetlere zarar vermekte ve kaliteyi düşürmektedir. Hatta bazı pestisitlerin uzun süreli maruziyetle sağlık riskleri oluşturabileceği bilinmektedir. Ek olarak bitkilerin korunaklı ortamlarda yetiştirilmesi onları biyotik ve abiyotik stres faktörlerinden mahrum bırakmaktadır. Bu durum bitkinin daha fazla su çekmesine ve seyrelme etkisi ile besin yoğunluğunun azalmasına sebep olmaktadır. Atmosferik karbondioksitin son yüzyıl içerisinde önemli ölçüde artmış olması da başka bir sebeptir. Bu artış ve beraberinde getirdiği iklim değişikliği; topraktaki azot, fosfor, potasyum, demir gibi önemli elementleri ve bitkilerin bunları kullanım miktarını azaltmaktadır. Sonuç tahmin edeceğiniz gibi vitamin, mineral açısından fakir ve protein oranı düşük besinlere sebep olmaktadır.

Ultra İşlenmiş Gıdalar

Besinlerin kalitesini kaybetmesi bir yana, günümüzde artan ultra işlenmiş gıdalar da büyük bir sorun teşkil ediyor. Modern beslenme alışkanlıklarının büyük oranda ultra işlenmiş gıdalardan oluşması yetersiz beslenme ile ilişkili görünüyor. Son zamanlarda artan talep sadece tarımsal alanda değil, besinlerin endüstriyel alanda da işlenmesi açısından birçok değişikliğe yol açtı. Bu yeni endüstriyel uygulamalar; besinlere daha güzel tat vermek, tüketim ömürlerini uzatmak, daha düşük maliyet, kısa sürede üretim gibi birçok amaç için kullanılmaktadır. Sonuç olarak bu işleme sırasında gıdaların birçoğu daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip, daha düşük lifli ve mikro besin açısından fakir bir hâle gelmektedir.

Takviyelerin Rolü

Bu problemleri çözmek bireysel olarak mümkün gözükmese de en azından kendi beslenmemize dikkat edebiliriz. Biz, her ne kadar sağlıklı beslenmeye özen göstersek de yediğimiz sağlıklı besinler bile artık eskisi gibi değil. Ayrıca modern hayatın getirdiği koşturmaca içerisinde herkesin yeterli ve dengeli beslenme imkânı da maalesef olmuyor. İşte tam da burada besin takviyeleri imdadımıza yetişebilir. Mesela multivitaminler genel günlük ihtiyaçlarımızı karşılamada bize destek olabilir. Özellikle yaşlılarda, yetersiz beslenenlerde ve belirli hastalık koşullarında sağlığı olumlu etkilediğine dair kanıtlar mevcut olsa da genel popülasyonlarda net bir fayda sağladığı tartışmalıdır. Popüler takviyelerden birisi de hiç şüphesiz balık yağlarıdır. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) tarafından eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) gibi uzun zincirli omega-3 yağ asitlerinin yeterli alım miktarı yetişkinler için 250 mg/gün olarak belirlenmiştir. Bu yağ asitlerinin özellikle kardiyovasküler ve bilişsel sağlık açısından oldukça önemli olduğunu göz önüne alırsak bunları takviye olarak kullanmak hiç de mantıksız gelmiyor.

Besin takviyeleri ne mucizevi çözümler sunar ne de tamamen gereksiz masraftır. Önemli olan; kimin, neye, ne zaman ve hangi dozda ihtiyaç duyduğudur. Bilimsel veriye dayalı, kişiselleştirilmiş bir yaklaşım olmadan takviye kullanımı da en az yetersiz beslenme kadar sorunlu olabilir. Sonuçta çoğu insanın esansiyel gıdalar açısından eksikliği bulunmadığını ve bu takviyelerin kullanımının riskli olabileceği durumların da mevcut olduğunu göz önünde bulundurmamız lazım.

Burakhan EKİCİ