Antik Çağlardan Günümüze Aromaterapi

İnsanların şifa, huzur ve mutluluk arayışı tarih boyunca süregelmiştir. Çeşitli bitkisel yağlardan yararlanılarak yapılan aromaterapi ise bu arayışın en eski yöntemlerinden biri. Aromaterapinin eski uygarlıkların tapınaklarından günümüz laboratuvarlarına kadar olan yolculuğunu keşfetmeye davetlisiniz.

Tuana Hayat YÜKSEL

12/2/20254 min read

Antik Çağlardan Günümüze Aromaterapi

İnsanlığın şifaya, huzura ve mutluluğa ulaşma arzusu her zaman var olmuştur. Asırlar boyunca bu amaçları karşılamak için kullanılan uygulamalardan biri olan aromaterapi hem bedensel hem de ruhsal sağlık için kullanılan en eski doğal tedavi yöntemlerinden biridir. Bitkilerden, çiçeklerden ve diğer bitki parçalarından elde edilen yoğun uçucu yağlar; çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Kullanım alanına göre alternatif veya bütüncül tıp olarak tanımlanan aromaterapi, bugüne gelene kadar birçok medeniyet tarafından uygulanmıştır. Antik Mısır’da mumyalama ayinlerinin, Yunan medeniyetinde tapınakların, Afrika’da avlanma törenlerinin bir parçası olarak kullanılan bitki özleri; günümüzdeki aromaterapinin temelini oluşturur. Gelin bu uygarlıklara hep birlikte bakalım!

Afrika

İnsanlık tarihine ilk yıllarından itibaren şahit olan Afrika kıtası toplulukları, günlük hayatlarının bir parçası olan aromatik bitkileri sıklıkla kullanırlardı. ’Bu aromatik uygulamaların en bilinenlerinden biri ‘’Buchu’’ adı verilen törendir. Birçok bitkinin kullanıldığı bu gelenekte aromatik yapraklar ezilir, hayvansal yağlarla beraber özütlenir ve vücuda sürülürdü. Kullanılan bu hayvansal yağ genelde avlanılan hayvanlardan elde edilirdi. Bu yöntemin tam olarak hangi amaçla kullanıldığı bilinmese de güzel kokular sayesinde popülerlik kazandığı düşünülür. Parazitlerden korunmak, korkuyu azaltmak ve sakinleşmek gibi sonuçlar elde edilmişti. Ayrıca yaptıkları başka bir karışımda bal ile kullandıkları aromatik maddeler, mide rahatsızlıklarına iyi gelmiştir. Bu kültürlerden uzun yıllar sonra, 1918’de Güney Afrika’yı vuran İspanyol Gribi salgınında, yerli halkın kullandığı aromatik ürün tütsüleme uygulamasından faydalanılmıştır.

İran

Antik İran’da tıbbi açıdan aromatik bitkiler çok önemliydi. Hem coğrafi konumu hem de iklim özellikleri sayesinde zengin bir bitki yelpazesine dolayısıyla aromatik ürünlere sahipti. Aromaterapi uygulamalarının bilimsel olduğu kadar felsefi de bir yanı vardı. Zerdüştlük dininde ve daha sonrasında sadece bedensel hastalıkların tedavisi için değil içsel huzur ve ruhu arındırmak gibi amaçlarla da yararlanılmıştır. Öncelikle Zerdüştî dönem ile başlayacak olursak: bu dinde koku ve ateşin kutsal olduğuna aynı zamanda bu maddelerin arındırıcı etkilerine inanılmıştır. Bundan dolayı, dini törenlerde aromatik reçinelerin yakılması ritüeli oluşmuştur. Din adamları dualar esnasında gül yağı, sandal ağacı, selvi reçinesi ve benzeri aromatik karışımları kullanmışlardır. Elde edilen yağlar; ruhsal iyi oluşun yanı sıra deri hastalıkları, solunum ve sindirim problemleri için kullanılmıştır.İslam’ın bu topraklara gelmesiyle tıp bilimi, farklı uygarlıkların etkisiyle gelişmiştir. İslam tıbbında aromatik bileşikler farklı bir yaklaşımla ele alınmıştır: Bazı kokular “sıcak ve kuru”, bazıları ise “soğuk ve nemli” kabul edilmiştir ve buna göre tedavi amaçlı kullanılmıştır. İbni Sina bu dönemin en önemli bilim insanlarından biridir. Yüzlerce uçucu yağ tanımlamış, aromaterapik ürünlerin çeşitli fiziksel ve zihinsel etkilerini kaydetmiştir. Özellikle geliştirdiği damıtma tekniği olan hidrodistilasyon yöntemi, modern aromaterapiye büyük katkı sağlamıştır. Bu metot keşfedilmeden önce uçucu ve uçucu olmayan bileşimler bir arada kullanılırdı. İbn Sina’nın bu yöntemi sayesinde, gül suyu ve gül yağı gibi ürünler yüksek saflıkta elde edilmiştir. Böylece tıbbi ve kozmetik amaçlarda yaygınlaşmasının önü açılmıştır. Bu buluş, daha sonra Avrupa’ya ulaşarak Rönesans Dönemi parfümeri ve farmasötik kimyanın temelini oluşturmuştur.

Yunanistan

Botaniğin babası Theophrastos, Aristo’dan devraldığı botanik bahçesinde yaptığı gözlemler sonucunda aromatik maddelerin özelliklerini ve kullanım alanlarını aktardığı bir kitap yazmıştır. Kaygı, cilt problemleri, yılan ısırığı gibi sorunlara karşı formüller geliştirmiştir. Hipokrat, aromatik yağlar içeren banyoların sağlık için önemini vurgulamıştır. Ancak Hristiyanlık öncesi dönemde aromatik yağlar, Pagan inanışlarına dayandırılmış ve Papa aromatik maddelerin kullanımını yasaklamıştır.

Modern Aromaterapi

Modern bakımdan “aromaterapi” terimi ilk kez 1928’de Fransız kimyager René-Maurice Gattefossé tarafından kullanılmıştır. Gattefossé, laboratuvarında meydana gelen patlamada elini yakmış, yarası için lavanta yağı kullanmıştır. Bu sayede lavanta yağının iyileştirici özelliğini fark etmiştir. Bu tecrübe, 1937’de aromaterapi ile ilgili kitabını ortaya çıkarmasını sağlamıştır. II. Dünya Savaşı sırasında Fransız doktorlar, uçucu yağları yaralı askerlerin tedavisinde mikrop öldürücü olarak veya iyileşmeyi hızlandırmak için kullanmışlardır.

Günümüzde aromaterapi hem asırlar boyunca gelen kültürle halk arasında yaygınca anılan hem de tıbbi uygulamalarda tamamlayıcı olarak kullanılan bir olgu haline gelmiştir. Bilimsel araştırmalar; uçucu yağların mikrop önleyici, sakinleştirici, ağrı giderici, iltihap azaltıcı ve bağışıklığı güçlendirici olarak kullanıldığında olumlu etkileri olduğunu bize göstermiştir. Bu gelişim, aromaterapinin sadece bir halk efsanesinden ibaret olmadığını bize gösterir. Belki de o köşede duran lavanta yağı şişesine yeniden uzanmanın vakti geldi.

Tuana Hayat YÜKSEL