Agatha Christie’nin Roman Laboratuvarı: Zehirler

Agatha Christie’nin polisiye roman dünyasında cinayet, kaba kuvvetle değil çeşitli zehir ve ilaçların, kurbanın içeceğine karıştırılarak işlenmiştir. Christie’nin, "Bana bir şişe zehir verin, size kusursuz bir cinayet kurgulayayım." dediği söylenir ve eserlerinde bu vaadini defalarca yerine getirmiştir.

Rüveyda Nur AKDEMİR

4/22/20264 min read

Agatha Christie’nin Roman Laboratuvarı: Zehirler

Agatha Christie, zehir konusunda oldukça bilgili roman yazarı olarak tanınır. Bunu, Birinci Dünya Savaşı yıllarında memleketi Devon’ın Torquay kasabasındaki sahra hastanesinde gönüllü hemşire olarak çalışmasına borçludur. Christie, bu dönemde eczacı asistanı olabilmek için birçok sınava girmiş; teorik ve pratik kimya dersleri almıştır. Hastanenin ecza dolabında, tıbbi amaçlar için kullanılan pek çok zehirli ilaç bulunmaktaydı. Gelen bütün reçeteleri elle hazırlıyordu; doğru dozu ayarlaması kritik önem taşıyordu.

Christie’nin zehirler hakkındaki bu denli bilgisi sadece ilaçlarla sınırlı değildi. Bu zehirlerin elde edildiği bitkileri de öğrenmişti. Bitkilerin hangi kısımlarının kullanımının zehirlenmeye neden olduğu, bu zehirlerin nasıl elde edildiği, hangi dozlarda ve uygulama yollarıyla vakalara sebep olduğu konusunda tam bir uzmandı.

Agatha Christie, sıklıkla ilaç ve toksikoloji bilgisini ve deneyimlerini romanlarında bol bol kullanırdı. Eserlerindeki cinayetlerde tabanca ya da herhangi bir ağır cismin (bıçak, balta, taş vb.) kabalığı yoktur. 85 polisiye romanının neredeyse yarısında cinayet aracı zehirdir. Bunlar basit kurgusal ögeler değil; olay örgüsünün merkezinde yer alan gerçek maddelerdir. Eserlerinde zehrin bu denli ön planda olmasının sebebi, yazarın bu yöntemi "zarif" bulmasıdır. Ne kadar zarif olduğu da tartışma konusudur.

Şimdi gelin, Christie’nin de kurgularında sıkça yer verdiği ve bizim mesleğimizde de önemli bir yer tutan meşhur kimyasal ve bitkisel zehir türlerine yakından bakalım...

AGATHA CHRİSTİE ZEHİRLERİ

STRİKNİN

Agatha Christie’nin ilk romanı “Ölüm Sessiz Geldi”de cinayet aracı, striknin isimli zehirdir. Bu öldürücü bileşik, zehirli küçük fındıklar üreten Nux vomica ağacından elde edilir. Striknin zehirlenmesinin yaygın belirtisi omurga sertliğidir; kurbanların omurgaları U şeklinde geriye doğru bükülür. Ağızdan alındığında çok etkili olabilen ve düşük dozlarda dahi ölüme yol açabilen bu zehir, kurbanın akşam yemeğine konmuştur. Kurbanın ölümü, yemekten sonra gecenin ilerleyen saatlerinde gerçekleşmiştir.

ARSENİK

Yazar, “16.50 Treni” romanında strikninin yerini arseniğe bırakmıştır. Tatsız ve kokusuz olan arsenik, toz hâlinde beyaz bir maddedir. Zehrin bu avantajı, çay veya yemeklere rahatça katılabilmesini sağlar, kurban bunu asla fark edemez. Azar azar, küçük dozlarla fakat her gün düzenli bir biçimde verildiğinde bir süre sonra mide krampları, halsizlik, yorgunluk ve sinir sisteminin bozulması ile bilinç kaybı ortaya çıkar. Son olarak ölüm gerçekleşir.

SİYANÜR

Agatha Christie’nin favori zehirlerinden biri de siyanürdür. Böcek ilacı olarak temin edilmesi kolay olan siyanür günümüzde en tehlikeli zehirlerin başında gelir. Vücuda girişinden beş-on saniye sonra hücrelerin oksijen kullanmasını engeller. Baş dönmesi, bilinç kaybı ve nöbetlerle kendini gösterir; hızlı bir biçimde ölümle sonuçlanır. “Şampanyadaki Zehir”, “Ve Ayna Kırıldı” ve “On Küçük Zenci” tipik siyanür zehirlenmesi romanlarıdır.

TALYUM

Agatha Christie’nin kronik zehirlenme vakalarının görüldüğü bir diğer romanı “Ölüm Büyüsü”dür. Bu romanda kurbanlar, doğada çok az bulunan bir zehir olan talyuma maruz kalmışlardır. Talyum, özel nitelikli camların üretiminde ve fare zehri yapımında kullanılır. İnsanda yorgunluk, mide şikâyetleri gibi nonspesifik bulgular yanında tipik saç dökülmesi bulgusundan da roman içerisinde bahsedilmektedir.

Öldürücü ilaç uygulamalarının yanında bazı zehirli bitkiler de Agatha Christie romanlarında karşımıza çıkmaktadır. "Porsuk Ağacı Cinayeti”nde, porsuk ağacı içerisindeki siyanid ile taksinlerin kurbanı öldürdüğü görülmektedir. "Büyük Dörtler" romanında bir kurban, ölmek üzereyken parmaklarıyla "sarı yasemin" yazarak cinayetin çözülmesini sağlamıştır. Buradaki zehirli madde gelsemin olup kaynağı sarı yasemindir. Yüksük otundan elde edilen ve günümüzde kardiyak sorunların tedavisinde kullanılan dijitallerin, "Ölümle Randevu" romanında öldürücü dozlarda ve enjeksiyon yoluyla verildiği görülmektedir.

BALDIRAN

Havuç yemek ister misiniz? Gerçekten yediğiniz şey havuç mu dikkat edin derim. Hem havuç hem de baldıran otu, Apiaceae (maydanozgiller) familyasına aittir. Her ikisi de dantel şeklinde yapraklara sahiptir. Baldıran otunun havuca bu kadar benzemesi, bitkinin kazara yenmesine ve zehirlenmelere neden olur.

Christie'nin “Beş Küçük Domuz” adlı eserinde baldıran otu önemli bir rol oynar. Bitkinin ana alkaloidi olan koniin isimli zehir, ressamın birasına karıştırılmıştır. Etkisini yavaş gösteren bu zehir oldukça acı tadıyla kolayca ayırt edilebilir, bilinen herhangi bir panzehri yoktur. Sokrates’i de öldüren bu zehir, tıpta analjezik ve spazm çözücü olarak kullanılmıştır.

Tüm bu bilgilerden sonra, okuduğunuz eserlerdeki yazarların aslında birer hayat hikayesi olduğunu ve roman kurgularında bunları bolca kullandıklarını bilmenizi isterim. Jack London, Dostoyevski, Aleksandr Puşkin ve Franz Kafka benim de bizzat okuduğum yazarlardan sadece birkaçıdır. Sevgiyle, merakla ve kitapla kalın…

Rüveyda Nur AKDEMİR